TR/Prabhupada 0074 - Neden Hayvanları Yiyesiniz ki?

Revision as of 21:35, 15 April 2015 by Ahmet (talk | contribs) (Created page with "<!-- BEGIN CATEGORY LIST --> Category:1080 Turkish Pages with Videos Category:Prabhupada 0074 - in all Languages Category:TR-Quotes - 1974 Category:TR-Quotes - L...")
(diff) ← Older revision | Latest revision (diff) | Newer revision → (diff)


Invalid source, must be from amazon or causelessmery.com

Lecture on BG 4.21 -- Bombay, April 10, 1974

Herşey Bhagavad-gītā'da açıklanmıştır. Bhagavad-gītā "Hava soluyarak yaşa" demiyor. Hayır. Bhagavad-gītā der ki: bhavanti bhūtāni (BG 3.14). Anna. Anna tahıldan yiyecekler demektir. Tahıldan yiyeceklere ihtiyaç var. Annād bhavanti bhūtāni. Bhagavad-gītā hiç bir zaman "yemeye gereksiniminiz yok. Sadece nefes al ve yoga uygula" demiyor. Hayır. Ama ne fazla, ne de az yemeliyiz. Önerilen bu. Yuktāhāra-vihārasya. Ne fazla, ne de az yemeliyiz. Ve nirāśīḥ. Nirāśīḥ gerekli olandan daha fazlasını arzu etmeden demektir. Şimdilerde gittikçe daha fazla duyu tatmini arzuluyoruz. Bu istenmiyor. Eğer yaşamda mükemmellik istiyorsanız, bunun adı tapasyadır.

Kişinin arzusu vardır, fakat o gereksizce arzu etmemelidir. Yemek herkesin hakkıdır, hayvanların bile. Herkesin hakkıdır. Ama daha fazla zevk almayı arzuladığımız için, hayvanlara doğru düzgün yaşama şansı vermiyoruz; aksine, hayvanları yemeye çalışıyoruz. Bu gerekli değil. Bu nirāśīḥ olarak adlandırılır. Hayvanları neden yiyesiniz? Bu medeni olmayan bir yaşamdır. Hiç yiyecek yoksa, aborijinlerse, hayvanları yiyebilirler, çünkü onlar yiyecek yetiştirmeyi bilmiyorlar. Ama insan topluluğu uygar olduğunda, bir sürü güzel yiyecek yetiştirebilir, inekleri yemek yerine onlara bakabilir. Süt alabilir, yetecek kadar süt. Sütten ve tahıllardan bir sürü yiyecekler hazırlayabiliriz. Bu yüzden daha fazla zevk alabilmek için gereksiz yere arzu etmemeliyiz.

Sonra burda deniyor ki, kurvan nāpnoti kilbiṣam. Kilbiṣam günahkar bir yaşamın sonucu olan eylem demektir. Kilbiṣam. Yani bize gerekenden fazlasını arzulamazsak, o zaman günahkar eylemlere karışmış, bulaşmış olmayız, kurvan api, çalışmayla meşgul olsa bile. Çalışırken, bilerek ya da bilmeyerek, dindar olmayan, hatta günahkar şeyler yapmak durumunda olabilirsiniz, ama sadece doğru ve düzgün yaşamayı arzu ederseniz, o zaman kurvan nāpnoti kilbiṣam. Bizim yaşamımızda hiçbir günahkar davranış olmamalıdır. Yoksa acı çekmek zorunda kalırız. O kadar iğrenç yaşam görmelerine rağmen onlar inanmıyorlar. 8,400,000 canlı türü nereden geliyor? Çok iğrenç şartlarda yaşanan bir çok hayat var. Elbette, hayvan ya da canlı varlık bilmiyor, ama biz insan türü, bu iğrenç yaşam nedendir bilmeliyiz. Bu māyānın yanılsamasıdır.

Kişi, tıpkı bir... çok pis şartlarda yaşayan bir domuz gibi, dışkı yiyor, ama yine de çok mutlu olduğunu düşünüyor ve bu yüzden şişmanladığını zannediyor. Kişi mutlu hissettiğinde, "Ben çok mutluyum," diyerek yağlanır. Bu domuzlara rastlayacaksınız, onlar oldukça şIşmanlar ama ne yiyorlar? Dışkı yiyorlar ve leş gibi bir yerde yaşıyorlar. Ama onlar "biz çok mutluyuz" diye düşünüyorlar. İşte bu māyānın yanılsamasıdır. Çok iğrenç şartlarda bir yaşam süren herkes, māyānın yanılsamasıyla, herşeyin yolunda olduğunu, yaşamını mükemmelce yaşadığını düşünür. Ama daha yüksek mertebede olan bir kişi, onun ne kadar iğrenç bir durumda yaşadığını görür.

Yani bu yanılsama var ama bilgiyle, iyi birlikteliklerle, śāstradan, gurudan, bilge kişilerden talimatlar alarak kişi yaşamın değerinin ne olduğunu anlamalı ve o şekilde yaşamalıdır. Yani bu Kṛṣṇa'nın talimatıdır, bu nirāśīḥ, kişi gereksiz arzularla yaşamı için gerekenden fazlasıyla dolu olmamalıdır. Bu nirāśīḥ olarak adlandırılır. Nirāśīḥ. Başka bir anlamı da maddesel zevklere çok fazla düşkün olmamaktır. Ve şunu tam olarak bildiğinde bu mümkündür "Ben bu beden değilim. Ben ruh canım. Benim gereksinimim spiritual bilgide nasıl ilerleneceğidir." O zaman nirāśīḥ olabilir. Tapasyanın, azla yetinmenin, kefaretin unsurları bunlardır.

İnsanlar şimdi unuttular. Azla yetinmenin ne olduğunu bilmiyorlar. Ama insan yaşamı bu amaç için araçtır. Tapo divyaṁ putrakā yena śuddhyet sattvaṁ yena brahma-saukhyam anantam (SB 5.5.1). Bunlar śāstranın talimatlarıdır. İnsan yaşamı tapasya içindir. Ve tapasya....

Bu yüzden Vedik yaşam biçiminde hayatın başlangıcı tapasyadır, brahmacārī, brahmacārī. Bir öğrenci brahmacarya uygulamak üzere gurukulaya gönderilir. Bu tapasyadır, rahat olmayan yaşam. Yerde yatmak, kapıdan kapıya dolaşarak guru için sadaka dilenmek. Ama yorulmazlar. Çünkü onlar çocuktur, azla yetinmeye alıştırılırlarsa, bunu uygulamaya başlarlar. Bütün kadınlara, "Anne" derler. "Anne, bana biraz sadaka ver." Ve gurunun yerine geri dönerler. Her şey guruya aittir. Brahmacārī hayatı budur. Tapasya budur. Tapo divyam (SB 5.5.1). Bu Vedik medeniyettir, yaşamın başlangıcından itibaren çocuklar tapasyayla, brahmacaryayla eğitilirler. Bekaret yemini. Bir brahmacārī hiç genç kadın göremez. Eğer gurusunun karısı gençse, gurunun karısına bile gidemez. Kısıtlamalar bunlardır. Şimdi nerde kaldı bu brahmacarya? Brahmacārī yok. Bu Kali-yuga'dır. Tapasya yok.